Thursday, October 10, 2013

BAYRAMDAN... 2 GÜN : PEMBE-YEŞİL ÇİÇEKLİ KAHVALTI SOFRASI :)



NAZAR DUASI


بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْنا""


وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُ






Yeni , yeni evde :) ilk misafir ağırlamamızı bayramın 2. günü gerçekleştirdik.. Canan ve yeğenlerim geldiler kahvaltıya.. 


yalnız ben sabahına uyuyakaldım :) apar topar hazırlandım.. sofrayı akşamdan hazırlama alışkanlığım büyük kurtarıcı oldu yoksa yanmıştım ve "ben sizi akşam yemeğine çağırmıştım yaw siz yanlış anlamışsınız hehe" diye  diye durumu kurtardım :)






Pembe-yeşil ağırlıklı çiçek bahçesi gibi bi sofra hazırladım..






bayramdan 2 gun pembe yesil cicekli kahvalti sofrasi 1






Örtü : Kayınvalidemden..


Pembe servis tabakları : İkea






bayramdan 2 gun pembe yesil cicekli kahvalti sofrasi 2



Katlı servisliğimi yine burada yapılışını anlattığım gibi sofraya uygun olması bakımından peçete ile kapladım..






 sosisli peynirli milföy börekler hazırlayıp pembe boncuklu kürdanlarımla süsledim..






bayramdan 2 gun pembe yesil cicekli kahvalti sofrasi 3






bu peçeteyi bir ev bakma , ama hüsrana uğrama günü , sinirlerim bozuk şekilde (eski :) eve dönerken bi hışımla girdiğim bir milyoncu tabir edilen katlı mağazalardan birinden almıştım..


pamuk gibi çıktım mağazadan :) 


biteceğine üzüldüğüm nadir peçetelerdendir kendisi ve kalanları mutlaka kalıcı bi şeyler için değerlendirilecektir tarafımdan :)






bayramdan 2 gun pembe yesil cicekli kahvalti sofrasi 4






Pembe kalın karton bardakları İkea'dan almıştım.. onları yeğenlerime ve Emin'e meyve suyu ikram etmek için kullandım.. sofraya uyumlarına bayıldım..






bayramdan 2 gun pembe yesil cicekli kahvalti sofrasi 5






güzel bir gündü..Emin her ne kadar sonradan kuzenlerini satıp bilgisayar başına geçse de :) havuza girdiler çocuklar bütün gün.. eğlendiler..onları öyle bi arada mutlu , keyifli görmek bana da iyi geldi :)






ayrıca Canan yani yengemde bana gelirken kendi yaptığı peçete halkalarından getirdi yine. o halkalarda pek iyi geldi hehe  :) dedim ben hep taşınırım böyle..eve her ilk kez gelen mutlaka bi hediye getiriyo :)


en son incili peçete halkalarından hediye etmişti hatta ona kurduğum sofrada kullanmıştım postu burada.. şimdikiler koyu renkli simli şıkır şıkır bi şey çok güzeller :) 


kullandığım zaman paylaşacağım daha sonra.. 






Herkese Öpücükler..






Çatı Katı Instagram


Çatı Katı Facebook Sayfası


Çatı Katı Twitter


Çatı Katı İlkay Satıyor
bayramdan 2 gun pembe yesil cicekli kahvalti sofrasi 6

ALTIN UÇLU DOLMAKALEMLER




altin uclu dolmakalemler 1




Dolmakalem uçları şu an için bir genelleme yaparsak, çelik, çelik üstü altın kaplama ve altından imal ediliyorlar. İlk ikisi ile altın uçlu dolmakalemler arasında ciddi bir fiyat farkı var. Zaten dolmakalemlerin fiyatları da üstünde kullanılan değerli malzemelere işaret eder niteliktedir. Altın uçlu dolmakalemlerin bu kadar pahalı olmasının altında yatan sebepler nelerdir, dolmakalem uçlarının altın olmasına gerek var mı? dır dorularına cevap arayalım bu yazımızda.

Daha önceki ilintili yazımda da ifade ettiğim gibi dolmakalem uçlarında kullanılan uç toplarının büyük çoğunluğu iridium dan imal ediliyor. Ya da öyle olduğu bizlere söyleniyor. Zira yapılan testlerde uç topunun iridium olduğu söylenen uçlarda iridium dan eser olmadığı da ispatlanmış. İster altın ister çelik ister çelik üstü altın kaplama olsun dolmakalem ile yazarken kağıda temas eden ve yazma konforunu belirleyen iridium uç topu, onun kalitesi ve uç topuna uygulanmış işçiliğin kalitesidir. Ucun altın olması o dolmakalemin mükemmel ve konforlu yazacağının bir beratı veya simgesi değildir.

Amaç konforlu ve iyi yazmak olduğu için aslında kağıda temas eden uç topunun işçiliğine, parlatılmasına, hangi makinalarda işlendiğine, son kontrolüne odaklanmak lazımdır. Fakat bu tip şeyleri standart bir kullanıcının bilmesi mümkün değildir, zaten firmalarda pek açıklamazlar. Genellikle kullanıcılar arasında altın uçlu dolmakalemlerin çok iyi yazdıklarına dair de genel bir kanaat oluşmuştur. Bu aslında psikolojik ve dolaylı bir kanaattir. Çelik uçlu olup da çok mükemmel yazan bir çok dolmakalem mevcuttur.

Günümüzde bir çok dolmakalem üreticisi büyük kitlelere ulaşmak için hızlı ve ucuz üretimi hedeflemiştir. Bu sebepten yazım konforunu sağlayan uç topunun kalitesi, malzemesinin iyiliği, saflığı, işçiliğinin mükemmelliği ve son kontrolü üzerine yoğunlaşmaz. Kabaca bahsettiğim bu üretim özelliklerinin içine makina bakım ve kontrol standartlarının düşüklüğü ile insan hatasını da eklerseniz fiyatın ne kadar ucuzlayacağı ortaya çıkacaktır. Fiyat ucuzlarken problemli ürünlerin kullanıcıya ulaşması ihtimali çok yükselecektir.

Altın uçlu dolmakalem fiyatlarının yüksekliği ise uçların altın oluşundan kaynaklanmamaktadır. Zaten altın bir uçta ne kadar altın olduğu tartışma konusudur. Som 24 ayar altından bir uç ile yazmak ise pek mümkün değildir. Daha uca ilk yüklenmenizde dağılıp eski haline dönemeyecektir. Zira saf ve yumuşaktır. Öyleyse altın uçlu dolmakalemlerin fiyat farkı nereden kaynaklanmaktadır?

Altın uçlu dolmakalemlerin iridium uç topu, bu uç topunun gördüğü işlemler malzeme ismi olarak aynı gözükmesine rağmen tamamen farklı ve özel olarak tek tek yapılır. Iridium yoğunluk ve kalitesi, uç topunun uca eklenme işlemi, yuvarlatılması, parlatılması, kesilmesi ve son kontrolü tamamen ustalar tarafından elde yapılır. Altın ucun en ufak parçası olmasına rağmen minnacık bir uç topuna uygulanan bu kadar özel işlemi vurgulayabilmek için ucun kendisi de altın olarak imal edilir. Dolmakalem ucunun altın oluşu uç topunun özel bir işlemler serisinden geçtiğinin bir göstergesidir de denilebilir. Ödenen fiyat farkı ise altından ziyade insan emeğiyle ufacık uç topuna yapılan ve yazım konforunu belirleyen özel işlemler içindir.

Dolmakalemlerde altının ilk kullanılışı kalite veya prestijden ziyade bir ihtiyaç yüzündendir. Erken dönem dolmakalem mürekkepleri hem asidik hem de demir oksitleri içerdiğinden dolmakalem uçlarını paslandırmakta ve eritmekte idiler. Bu mürekkeplerin korozif yıpratıcı etkilerine karşı gelebilen tek maden altındı. Uçlarda altın kullanılması ise bu ihtiyaç yüzündendi. Fakat günümüzde hem bu tarz mürekkepler kullanılmadığı gibi teknolojik olarakta mükemmel paslanmaz çelik üretimi yapılmaktadır.

Sonuç olarak 22 ayar altın uçlu bir dolmakalem yerine kaliteli bir işçiliğe ve iyi bir iridium topa sahip paslanmaz çelik uçlu bir dolmakaleme sahip olmak çok daha mantıklı ve verimlidir.

altin uclu dolmakalemler 2









  • Hızlı Menu





  • Anasayfa



  • Ön.Sayfa


  • Yukarı


  • Sona Git


  • Yorumlar


  • Arama





Saturday, October 5, 2013

Thursday, October 3, 2013

GEZELİM-GÖRELİM



Hani dün "Kim Var?" yazısında kadın metrodan inip Cebesi Kampüsü'ne girmişti ya, gerisini anlatmayı da bana bırakmıştı, kaldığı yerden devam edeyim, biraz şehir rehberi gibi olacak ama olsun varsın :)






gezelim gorelim 1



gezelim gorelim 2






Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü'nün içi dışardan pek belli olmasa da hayli büyük ve yeşil. Nilüferli havuzları bile var ve bu gidişimde çiçek açmış olduklarını gördüm. 



gezelim gorelim 3






gezelim gorelim 4






"Cumhuriyet’in kurucu kadrosunun Jansen’e ısmarladığı şehir planında Cebeci’ye de kayda değer yer ayrılıyordu. Plana göre, eski kent kenarında, Bentderesi bir mesire yeri olarak korunacak, istasyonun genişletilmesine çalışılacaktı. Yenişehir ile Cebeci arasında oluşmuş yapılaşma, yüzeysel müdahalelerle korunacak, eski ve yeni şehirlerin birleştirilmesi sağlanacaktı. Böylelikle 1926’dan itibaren Cebeci’de ortaya çıkan plansız şehirleşmenin ve gecekondulaşmanın önüne geçileceği düşünülüyordu. Bu konuda istenildiği ölçüde bir başarı sağlanamasa da, devletin çok önem verdiği eğitim kurumları ile askeriye ve sağlık kuruluşlarının inşası, varolanların modernize edilmesi suretiyle semtin ayrıcalıklı bir konuma yerleştirilmesi ve özellikle memur kesim için cazip kılınması mümkün oldu" 






Şimdiki adıyla Siyasal Bilgiler Fakültesi, eski adıyla Mülkiye Mektebi (Mekteb-i Mülkiye-i Şahane) 1935'de İsviçreli mimar Ernst Egli tarafından tasarlanmış genç Cumhuriyetin ilk eğitim binalarından biri. Zamanla ilave binalarla genişletilmiş. En üstteki fotoğraf ana bina, alttaki, önünde her yıl düzenlenen "İnek Bayramı"na atfen  inek heykeli bulunan bina ise büyük anfi. 







gezelim gorelim 5



gezelim gorelim 6






Bu fotoğraflar binanın içinden, ortada görülen benjamin ağacı iç avluda.






gezelim gorelim 7



gezelim gorelim 8






Fakülte koridorunun karşılıklı duvarlarını kuruluşundan bu yana okulda çekilen fotoğraflar süslüyor. 






gezelim gorelim 9






Dekanlık katında sergilenen inekli objeler koleksiyonu






gezelim gorelim 10






Kütüphaneden bir görünüm






gezelim gorelim 11






Aynı kampüste yer alan Hukuk Fakültesi ana binası









"1946’da Ankara Üniversitesi kurulduktan sonra, 1925’te eğitime başlayan Hukuk Fakültesi de Cebeci’ye taşındı. 1964’te Eğitim Fakültesi’nin eğitim hayatına başlamasıyla birlikte semt bir fakülteler semti olmuştur artık. Böylelikle, Otuzlu yıllarda Jansen’in planında öngörülen ve o dönemde hayata geçirilemeyen “fakülteler bölgesi”, yaklaşık kırk yıl sonra Cebeci’nin alamet-i farikası olarak ortaya çıkmıştı.







Cebeci’yi ilgi çekici kılan bir başka özelliği, yıllarca Türkiye Cumhuriyeti’nin sacayağı ve gurur kaynağı olarak anılan Mülkiye, Tıbbiye, Harbiye üçlüsünün yan yana bulunduğu bir semt olmasıdır. Harbiye’nin uzantısı olarak tanımlayabileceğimiz, Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Etlik’teki binasına taşınana kadar uzun yıllar Cebeci’de hizmet vermiştir. Harita Genel Müdürlüğü, Askeri Dikimevi ve Askerlik Şubesi de Cebeci’de yer almıştır. Fakülteler, hastaneler, askeri kurumlar semtin nüfus yapısında belirleyici olmuştur. Semtin yerlileri diyebileceğimiz kesim ile okumak ve çalışmak için dışarıdan gelmiş öğrenci, bürokrat, memur, asker, hekim, öğretim elemanı ve sanatçılar semtin kültürünün ortaya çıkmasında belirleyici olmuşlardır" 






gezelim gorelim 12






gezelim gorelim 13





gezelim gorelim 14





Hukuk Fakültesi iç bölümler






gezelim gorelim 15






Eğitim Fakültesi'nden görünüm






Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü'nde Hukuk, Siyasal Bilgiler, Eğitim, İletişim Fakülteleri ile yurt binaları yer alıyor. Binalar ve Cebeci semti hakkında bilgi veren italik yazılar Funda Cantek'ten alınmadır. Leylak Dalı şehir rehberi olarak okuyucularına güzel günler diler :)






Çekiliş Var



Burada çok güzel bir çekiliş var.


Katılmak isterseniz acele edin 






cekilis var 1










Wednesday, October 2, 2013

Elma ağacım....



elma agacim 1



elma agacim 2



elma agacim 3


Bugün arkadaşlarımız misafirliğe geldiler. Gelirken de bahçemize hediyeler getirmişler. Elma ve armut ağacı.....Bakalım anlaşabilecekmiyiz bu ağaçlarla. Umarım bahçemizle uyumlu olurlar.....

Osman Aysu-Bir Beyazperde Masalı (Gerilim)



osman aysu bir beyazperde masali gerilim 1






Osman Aysu romanları okumayı her zaman sevmişimdir.Ancak bu romanda maalesef yazarımız biraz basite kaçmış.Yani konusu biraz vasat geldi bana.Başından beri sonu zaten belliydi romanın.Osman Aysu genellikle polisiye yazar ancak bu romanda aşk teması biraz daha ön plana çıkmış.






Romanı okurken tam bir Yeşil Çam Filmi izler hissine kapılıyor insan.Hele şu replikler yok mu:''Sen koskoca patronun kızısın ben ise basit bir şoför parçası.Bu aşk imkansız sevgilim''.Bu cümleden yola çıkarak roman hakkında biraz bilgi sahibi olabilirsiniz:)







İlyas bizim baş karakterimiz romanda.İlyas eskiden artisttir ve pekçok filmde zamanında yer almıştır.Artist olan ismi ise Metin Kazak'tır.Eskiden oynadığı filmlerden çok para kaldırmıştır yakışıklı artistimiz.Ancak kazandığı paraları çarçur edince sefil bir hayat onun için başlar.Şimdi ise alkolik bir serseridir.Yine çok içtiği bir gece eve dönerken birkaç kişi tarafından bıçaklanır İlyas.Ne olduğunu anlayamaz.İlk başlarda adamlar ondan bir zarf ister ancak İlyas ne olduğunu anlayamaz;zira çok içmiştir ve sarhoştur.Adamlar ısrarlı bir şekilde zarfı ister ancak İlyas'ın zarftan haberi yoktur ve bunun üzerine bıçaklanır.Ölmek üzereyken Cevat baba tarafından hastahaneye kaldırılır.Ne olduğunu anlayamayan İlyas acılar içinde kıvranır ancak ölümden dönmüştür.Taburcu olan İlyas evine geldiğinde bu sefer başka mafya babaları tarafından sıkıştırılır.Dayak yer ama sebebini kendisi de bilmez.Adamlar zarfın peşindedir ancak İlyas kendisinde böyle bir zarfın olmadığını iddia eder sürekli.Tam bir mafya çarpışmasının ortasında bulur kendini.






Bir gün kendisini ameliyat eden doktorla karşılaşır İlyas.Doktor Banu hanım İlyas'a iş teklif eder.Başka çaresi kalmayan İlyas bu teklifi kabul eder.Çünkü mafya babaları her yerde onu aramaktadırlar.Banu uçuk kaçık bir doktordur.İlyas onun şoförü olur.İlyas bir an önce mafya ile olan sorunu çözmelidir.Banu ise İlyas'ı her şeye rağmen korumaya çalışır.






Klasik Yeşil Çam Filmleri'ni seviyorsanız bu romanı okuyabilirsiniz.Aşk,entrika,gerilim içeren bir roman.Ancak Osman Aysu'dan daha sağlam bir roman beklerdim ben:)